Nar

Siyah saçlarınla tutundum ömre,
Râm olurum vereceğin her emre.
Ne toprağa düşmüş ne suya cemre;
Kalbe düştüğünden beri yanarım.

Nasıl desem bilmem, nasıl anlatsam,
Seni sevdiğimi kime söyletsem?
Gelir misin yeri göğü inletsem,
Depreşince eğer bu yaralarım?

Gönlüm bin parçaya bölünmüş bir nar,
Her bir parçasında senin ismin var.
Gel, üzme ne olur beni bu kadar,
Yavaş yavaş son bulmakta bahârım.

Kıskanır dalgalar gök gözlerini,
Çatlar hasedinden güzelliğini.
Bir karar ver, işte, çağırır beni
Sevdiğim gün şu kazılmış mezarım.

Beş Farklı Dünya

Beş farklı dünya var
Aynı evin içinde kurulan…

Saçları ağarmış babamın
Fark etmemişim.
Ömür boyunca çalışmanın
Kemiklerini çatırdatmasını duymamışım.
Omuzlamış bir dağ gibi hayatın yükünü,
Çekmiş her derdin büyüğünü, küçüğünü,
Söylemeden saklamış sinesine.
Saçları ağarmış babamın
Fark etmemişim.

Gözlerinin akının gittiğini annemin
Görmemişim.
Elinde çelik tığıyla ve yazma oyasıyla
Dilinden düşürmediği duasıyla
Elinden düşürmediği tesbihine sarılır
Ve kendinden çıkanlar için hıçkırır.
Ağlamaktan mı oyadan mı bilmem fakat
Gözlerinin akının gittiğini annemin
Görmemişim.

Sırlarını nakışlara söylediğini ablamın
Bilmemişim.
Kara yağız bir ata binmiş nasibini beklerken
Hayal aleminde sırça köşklerde gezinmiş.
Bacası sevgiyle tüten içi sıcacık iki göz bir ev
Ve iki melek yavrudan başka bir şey
İstemezmiş Mevlâ’sından.
Sırlarını nakışlara söylediğini ablamın
Bilmemişim.

Sigaraya başladığını kardeşimin
Anlamamışım.
Üniversitede kavgalara giriştiği gün
Yenilmiş imtihanına karşı okumanın.
Ekmeğine sarılacağı yerde bir an evvel
Ekmek bıçağını tutmuş elleri;
Hâlâ esmekte başında kavak yelleri.
Sigaraya başladığını kardeşimin
Anlamamışım.

Fark etmeden, görmeden, bilmeden, anlamadan ben
Sevdanın dipsiz kuyusuna düşmüşüm.
Göğüs kafesimde çırpınan kuşun kanat seslerini
Bir çağrı zannetmişim mâverâdan,
Â’râf’ta sıkışıp kalmışım.
Gül yüzlü çocukların gözyaşlarında kaybolmuşum.
Gün doğmak üzereyken Sarıfasıl yollarına
Fark etmeden, görmeden, bilmeden, anlamadan ben
Sevdanın dipsiz kuyusuna düşmüşüm.

Aynı evin içinde kurulan
Beş farklı dünya var…

Fenâ

Hangi gün gördüm ki son bulmayıp akşâm olmamış,
Hangi gül gördüm ki açmış da nihâyet solmamış?
Bu cihânın tek değişmez kâidesiymiş ölüm;
Hangi can gördüm ki  bir gün melekü’l-mevt almamış?

Geçecek

Onbir sene geçmiş, daha kaç yıl geçecek,
Kaç yıl daha böyle zamana âtıl geçecek?
Ey falcı ne söyler sana el-kahve falı,
Bir bak, gelecek, sevgide nasıl geçecek?

Zan

Çok darbe yedim gönlüme aşkından usandım,
Esrârını söyler diye Hak, kaç kere yandım.
Sevdâ denilen his yine yer buldu gönülde,
Hâlbuki nihayet bitecek dertleri sandım.