Unomastica Alla Turca

RamÇet’ten aldığım {Unomastica Alla Turca}’yı okuyorum. Kitabın yazarı Sahib-i Kitab-ı Duvduvânî Hakan Erdem. Kanat Yayınlarından çıkmış. Tarihî roman türünde fakat gerçekte tarihle doğrudan ilgisi yok. “Hazarların ve Tengerelilerin Yazılmamış Tarihi” alt başlığında okuyucularının beğenisine sundulan bu mizah şaheseri, dün akşam saatlerinde eve dönmek için bindiğim açık yeşil kafalı minibüste “deli mi ne?”, “insan kendi kendine güler mi?” gibi ifadelerle yüklü bakışların üzerimde toplanmasına sebep oldu. Ben hiçbir şeye aldırmadan okumamama ve dolayısıyla sırıtmama devam ettim ancak şu bir gerçek ki okuduğum satırları evde okusaydım kahkahalarımı tutamazdım. Öylesine komik.
Ara ara, kitabı sahibine iade etmezden evvel, güldüğüm ve güleceğini tahmin ettiğim pasajları buraya yazacağım.
Hakan Erdem’in ülkemin yitik değerlerinden biri olduğunu farketmem Kitab-ı Duvduvânî ile olmuştu ama bu sefer bir başka şeyi daha keşfettim: Duru Türkçe’nin zannettiğim gibi takır tukurluğunun kulağı tırmalayacağı düşüncemin tamamen yanlış olması. Elbette ileri giden bazı aşırı uydurmacılar gibi otobüse “çok oturgaçlı götürgeç” demek safdilliğine ve hamakatine düşmeden cümle aralarına göze batmayacak şekilde serpmek gerektiğini düşünmeye başladım. Önceleri biraz daha katı idim dil hususunda, bilirsin. Şimdi fikrimi değiştirdim kısmen. Bunu döneklik olarak algılamıyorum, meşhur bir söz vardı, duydun mu hiç daha önce, “Elbette fikirlerimi değiştireceğim, çünkü ben fikirlerimin kölesi değil, fikirlerimin efendisiyim.”