Ebrû

Suya hâkim olmaktır Ebrû, resim çizmektir;
Renkleri âhenk ile rûy-i âba dizmektir.

Yoğurmaktır teknede koskoca bir cihanı,
Tefekkürle bilmektir sırr-ı ilm-i nihânı;
Lahor’un, kırmızının, sarının derci ile,
Elvanın kağıtlara hem hercümerci ile.
Bülbülyuvası, hatip, gel-git, taraklı ve şal,
Hepsinin temelidir intizamlı bir battal.
Yedi çiçek yeşerip teknede saçar neşe;
Gelincikle karanfil, papatyayla menekşe,
Vahdetin habercisi lale, hercaî sümbül,
Resûlullah’ın teri sultan-ı nebatat gül.
“Biz” ile şekillenir bu demet demet çiçekler,
Havada uçan tozlar çiçeği delecekler.
Rutubet ve hararet tesir eder ebrûya,
Bu tesirlere göre boyalar düşer suya.
Tat almazlarsa renkler bulunduğu ortamdan,
Tat vermezler insana çıktığında tekneden.
İzler taşımaktadır ebrucunun ruhundan,
İradesinin cüz’i irade oluşundan.
Boyaları nereye atmasını bilir de
Düştüğü yeri bilir yalnız küllî irade.
Süslenir ebru ile ciltler, kağıtlar, hatlar;
Bizden önce “kıymetli varaktır!” demiş zatlar.
Teknelerden bir ebru bir defa çıkmaktadır,
Bir benzeri bir daha yapılamamaktadır.
Toprak boyalar ile sağlanır geleneksel,
Sağa sola sapanı götürür bir modern sel.
Bir kıvılcımdır, yakar ona diyeni “Eski!”
Ateş ile barut hiç yan yana gelemez ki!
Hem âlem-i suğrânın bilinmez dünyasıdır,
Hem âlem-i kübrânın bulunmaz deryâsıdır.
Usta-çırak olmakla öğrenilir bu sanat,
Fayda vermez ukbada edinene zenaat.
Ebru kolay gözükür fakat öyle değildir;
Büyük sabır, çok emek ve azim gerektirir.
Yoğurmaktır teknede koskoca bir cihanı;
Tefekkürle bilmektir sırr-ı ilm-i nihânı.

Suya hâkim olmaktır Ebrû, resim çizmektir;
Renkleri âhenk ile rûy-i âba dizmektir.