Uzun zamandan beri yağmur yağmamıştı, bugün yağdı. Uzun zaman geçti aradan seninle bakışmayalı… Aracın camına akseden ışık huzmelerinin yüzüne okşayışını imrenerek ve biraz da kıskanarak izlemeyeli çok vakit oldu. İki nur’un ortasında ne yapacağını şaşırmış bir vaziyetteyim, bocalayıp duruyorum.
Ömrümün seyir defterine yazdığım en heyecanlı, en olağandışı, en harikulade, muhteşem, destansı bir kayıtsın sen, en inanılmaz ama en gerçek… Aklın tarumar, gönlün hercümerç, vücudun bîtâb u harâb oluşunun hakka’l-yakîn şahidi olmakla me’yûs ve mahzun değil, aksine mesrûr ve müftehirim. Beynimden sızan fikir zerreciklerinin o görülmeyen her bir enerji tanesinde senin varlığın var ve benim hayata tutunma sebebim işte bu minik, minicik şeyler… Yokluğunda bile bir hayatın kaymamasına vesilesine oluyorsun, fevkalbeşer güzelliğinle kubhu bile hüsn gösterebiliyorsun farkında olmadan.
Ger elim kessen kalır dâmân-ı lutfunda elim
Lutfunu kessen kalır destimde lutfun dâmeni
Kendi ateşimde cayır cayır yanıyorum. Âh ettiğime bakma sakın, bakma feryatlar savurduğuma. Bu çığlıklarımdır beni zinde kılan. Her haykırış bir sabrın sonu aynı zamanda diğerinin başlangıcıdır.
Sabrım inayetin gibi az ise çoğa say
Cevrin gözüm yaşı gibi çok ise az tut
Olur mu?
Çok İse Aza Tut
25 Temmuz 2008, 3:47 pm (Yazılarım)