Bir harabeydi gönül, pis yarasaların uğrak mekânıydı önceleri… Köşelerine sinmiş lağım kokusunu teneffüs ederek yaşadım yıllarca, çamur ve pislik içinde. Bataklıkta çiçek yetişmez, gülüm.
Sen geldin, bir bahar güneşi gibi cıvıl cıvıl, bir bahar günü gibi taze taze, bir bahar akşamı gibi serin serin bir hayat sundun, sen geldin. Fersûdeydi gönül, âsûde oldu, vîrâneydi, şâhâne oldu. Sihirli ellerinle daha değmeden balkabağını bir arabaya çevirir gibi devleştirdin kalbimi, dev sevdalar ancak dev yüreklerde yaşar diye.
Mis kokan saçlarını henüz koklayamasam da biliyorum ki bir demet gülden daha ıtırlı, bir demet lâleden daha güzel. Sümbüller kaçışır bir yerlere utançlarından, menekşeler kıskançlıklarından intihar etmek isterler, papatyalar senin yanında acuze bir falcı gibi kalıyor. Bütün çiçek bahçeleri tarumar olur sen istesen de istemesen de. Güzelliğin dillere destan, destanlara mevzu… Ne Mecnun, ne Ferhat, ne Kerem, ne Kamber, ne Tahir… hepsi de birer yalancı, dedim ya destanlarda kaldılar, yalnızca efsanelerde anıldılar. Efsaneler ölmez ama efsaneleri olanlar ölenlerdir, benimse aşkım hiç ölmeyecek, sevgilim.
Bezm-i Elestte sevdim, ey sevgili seni ben
Her attığım bakışımda sen varsın, yapraklarda, ağaçlarda, kuşların süzülüşlerinde, böceklerin ötüşlerinde, hatta gece vakti kurbağaların serenatta bulunmalarında bile. Gecemsin, gündüzümsün, yıldızım, bulutum. Sevgisiz yürekler bir et parçasından ibaret, ona haysiyet kazandıran aşkmış, anladım.
Bir harabeydi gönül, önceleri…